Yılmaz Eneş İle Söyleşi

Yılmaz Eneş İle Söyleşi

Ebru Sanatı Duayenlerinden

Yılmaz Eneş İle
Ebru Üzerine Söyleşi

 

 

İSTANBUL / Süleyman Çanakçılı, AMASTERDAM / Okan Akin – Üç bölümde yayınlanacak olan bu söyleşimizi günümüzün yaşayan büyük ebru sanatçılarından Yılmaz Eneş’e ayırdık.

 

Yılmaz Hocam, Ebru serüveniniz nasıl başladı?

Benim ebru serüvenim doksanlı yıllara dayanıyor. Yani,  1986 larda 87 lerede ben mesleğim olan camcılığı yaparken Ortaköy civarında camın üstüne ebru alanlar, yani camı kullanım aksesuarı olaraktan şekerlik gibi vazo gibi objelere cam olan ebru alan camlara ebru alan atölyeler vardı. 94 yılının Temmuz ayında İstanbul’da Caferağa Medresesi’nde ben ebru sanatına başladım. Burada  Tülay Pastacıoğlu Hanfendi’den 18 aylık bir eğitim aldım.

Hocam, kendi gözlemlerime göre ebru sanatına yeni bir soluk getiren nadir sanatçılarımızdan birisisiniz. Buna yenilikçi bir yaklaşım diyebilir miyiz?

Ben ebruya başladığım gün, bugün de hala yaygın olan, veyahut da yayılmaya çalıştırılan bazı çalışmalar var. Yani.. Laleyi yaparsın tek yaparsın, işte karanfili yaparsın tek yaparsın… Bunları sağlı sollu yaparsın gibi uygulamalar.. Ebru sanatında sanat yaptığınız kadar işinizin bir boyutu da zanaattır. Yani size bir talep vardır. Müşteri talebi vardır ve müşteri talebinin boyutuna göre, müşteri talebinin renk zevkine göre kullanım alanına göre de onların yönlendirmesine göre de yapılacak olan çalışmalar vardır. Burda ben görselle yani doğadaki görselliğine daha çok önem verdiğim için çiçeğin, lale belli bir süre sonra açtıktan sonra boynunu büker. Doğada da zaten 22 derece bir boyun büküklüğü vardır lalenin. Yani laleyi dümdüz yapmak Allah’a şirk koşmak değil, benim düşüncemde, yani  tekdir, birdir ama bu buketsel kompozisyonlara da girer. Sonuçta biz olayı zanaat boyutundan sanat boyutuna taşıyoruz. Yanı sanat sal fikirlerimizi düşüncelerimizi eğer sanatçıyız ve sanatçı olarak kabul ediliyorsak kendimize göre bazı yorumlar yapmamız lazım.  İlk defa bir erguvan ağacı yaptım. Ben 2003 senesinde ilk açtığım sergide bir kiraz çiçeği yaptım. Erik çiçeği veya kiraz çiçeği. Ben ona bahar dalı dedim. Bundan sonra şakura yaptım yani… süs kirazı dediğimiz kirazı yaptım. Olay bugün daha da genişledi. Yani çeşitli ağaçlardaki, çiçeksel ağaçlardaki ebruya… çiçeklerde ebruya yansımaya başladı, ama biz ebruda işte boyutlarda hareketlerde, işte dönüşlü gibi  görsellerle bir çok çiçeğe yeniliklerle, çiçekler kattım ebruya.

Kısa bir soru; icazet konusundaki düşünceniz nedir?

1994 yılında başlayan ebru serüvenimize 2009 senesinde yetiştirdiğim, 2001 yılından beri ders vererekten yetiştirdiğim bazı öğrencilerime içazet değil de bir ekol icazeti vermeyi düşünüyordum. Bu düşüncemi de Fuat Bey’le paylaştım. Fuat Hoca’ya ben sergimde birkaç öğrencime ekol icazeti verecegimi söyledim. Fuat Hoca da bizim artık icazet alma zamanımızın geldiğini söyledi. Burda biraz kırgınlığım vardı. Çünkü bu sanata benim kadar emek vermeyen insanlar bile çok kolay icazetini aldı. Bugün tarihsel olaraktan benden çok çok sonraları başlayan, aynı ekolün kolları olaraktan gelen ve yahut da ekolle hiç alakası olmayan insanlara da bugün icazet verilebiliyor. Bunun örnekleri konuşmada açılımlarda birçok şeyi var. Biz icazeti ustayla, hocayla öğrenci arasında bir köprü olarak düşündük ve senelerce de böyle düşündüm. Fakat son bu sene yani son yıl hocamla olan ilişkilerde söyleşilerde ve çevresel ebru sanatına getirilen zararlardan sonra baktım ki sadece bizler hocanın karşısında konuşamıyoruz, hocaya konuşsak da yine de  onların kuralları geçiyor. Ben de icazetimi iade ettim. Red-di icazet yaptım.

İcazet çok önemli bir parça, bunu önemli bir parça olarak kabul edebiliriz. Fakat önemli olduğu kadar da önemsiz bir parça. Bazı insanlar bu kağıda çok değer veriyor ama gönül bağına değer vermiyormuş. Ben bunu sonradan öğrendim. Kendi öğrencilerimle yaşadığım bazı olaylardan sonra icazetimi iade ettikten sonra yaşadığım olaylarda da benim etrafımdaki birçok insanın da icazet düşkünü olduğunu öğrendim. Bu da benim hayatımda ebruya birçok değerler verip de hayatımda, yaşamımda bir çok şeyi ebru üstüne koyup, çok şeyler kaybettim, çok şeyler kazandım ama değmediğini gördüm. Bugünkü kararımda da artık hayatımda nadir ve öz öğrenci olacak ama icazet olmayacak.

Ebru eski bir resim tekniği, fakat malzeme, teknik ve sanatsal olarak gelişimini henüz tamamlayamamış görülüyor. Sizce bunun sebepleri nedir?

Bence ebru bugün insanlara çok kolay gelen bir sanat. Yani ağacın gevenini alıyorsunuz, toprağın rengini alıyorsunuz ve bir kabın içinde toplayıp elinizde fırçayla bunu yapıyorsunuz.   Ayrıca bana göre geleneksel ebru veyahut da günümüzdeki  ebru malzemesi  tamamiyle yeterli bir malzeme. Bu sanatçıyım diyen veyahut da bu sanatı icra eden kişinin hayatındaki ebruyu yapmak düşlediği ebruyu yapmak adına da ebru demiyeceğiz ama konumuz ebru olduğu için ebru diyoruz, burda da kendisine göre bir isim bulup, bunu bu şekilde uygulaması lazım. Şekil “a” barut ebrusu, şekil “a” İspanyol ebrusu. Bunlar çeşitli malzemelerle de yapılıyor ve bizim malzemelerimizle de yapılıyor. (kaplan gözü) Kaplan gözü, bunlar tamamiyle.. tamamiyle yurtdışında dünyada uygulanan bilinen eski ebru teknikleri. Bizim kadar olmasa da bilinen ebru teknikleri. Materyali Avrupalı ve Amerikalı istediği materyali kullanabilir ama bizim burda sahip çıkmamız gereken, ebru Türk sanatıdır, ebru Türk sanatı olduğu için de biz bunun özünü kendi içinde korumamızdır.

Hocam size çok samimi bir sorum da ebruyu gelenekçi yorumun dışında modern sanat estetiği ile yorumlayan, modern sanat eğitimi almış sanatçılar hakkında olacak. Sizce bunlar ebruya ihenet mi ediyorlar, yoksa katkıda mı bulunuyorlar?

Şimdi… günümüzde artık her şey ilerledi. İletişimler ilerledi tıp ilerledi. İnsanların nasıl parmak izleri birbirini tutmuyorsa DNA ları da tutmuyor. Yani bir sanatı uygulayan insan bunu eğer sanat olaraktan el, kalp ve beyin olaraktan bir üçgende topluyorsak, yani işte elinle yapıyorsan amelesin, kalbinle yapıyorsan zanaatkarsın, beyninle de üçgeninde yapıyorsan sanatkarsın ifadesinde burda eğer üçlü bir ortaya çıkıyorsa, bu üçlüde bizim parmak izlerimiz DNA larımız birbirimize benzemiyorsa insanların yorumları da birbirine benzemeyecektir. Çünkü karda yürüyüp iz bırakanların arkasından aynı ize basaraktan yürüdüğünüz zaman aldığınız mesafe gittiğiniz holda hiç bir değişiklik olmaz. “Hoca öldü yaşasın hoca” sistemi devam eder, bu da, bu da sanatı hiç bir şekilde bir yere getirmez. Bence bir sanatla, yani geleneksel sanatla, ebruyla uğraşan birisi ustasının elini çok iyi uygulamalı, ustasının eline yorum getirebilmeli ve ondan sonra da ben hocamın ebrularını ıslah ettim demeden yeni şeyler uygulayabilmeli. Aynı metodları, aynı malzemeyi, aynı tekniği kullanıp.. aynı yorumu kullanıp, hocanın getirmiş olduğu yorumu kullanıp, sadece içine gönlümüzden geçeni beynimizdekini aktararaktan ona bir yorum getirmeliyiz diye düşünüyorum.

Son yıllardaki çalışmalarla ebrunun müstakil bir sanat haline geldiğini gözlemliyoruz. Yani ebru günümüzde bir arka fon sanatı, bir kağıt süsleme sanatı olmaktan çıktı, tablo değeri taşıyan eserlerin verildiği bir sanat alanı oldu.  Sizce bundan sonraki basmak evrensel bir sanat olması mıdır? Yoksa geleneksel çerçevede yapılan lokal bir sanat olarak kalmaya mahkum mudur?

Şimdi ben ebru sanatında 18 yılımı doldurdum. Ben bugüne kadar Türkiye’de bir mücellite yani bir cilt ustasına ebru satmadım. Yani Avrupa’ya İspanya’ya Fransa’ya Bali Adaları’na dahi ben bir cilt için ebru verirken bir Türkiye’de bunu veremedim. Çünkü aldıkları eğitimden bunları kendileri yapmaya kalktılar, kendileri uyguladılar. Ve sizin böyle bir alanınız yokken, yani ebruyu kullanım alanınız yokken siz ebruyu sadece tuval üzerinde düşünürsünüz, yani  çerçeve içinde düşünürsünüz.  Boyutlar her geçen gün büyüyecektir. Çünkü Türkiye’de İstanbul’da inşaat sektör güçlü, binalar büyüyor salonlar genişliyor ve bu salonlarda 35’e bir ebrunun 79-80 m2’lik  bir ortamdaki haliyle 50X70 veya 70×100’lük bir kompozisyonun halinin arasında dağlar kadar far var. Bu da üretici olan kişinin bugün birçok ebrucunun, ebrucuyum diyen ismin 50×70, 70×100 teknesi dahi yokken bu sanat hakkında bazı yorumlar yapmaya kalkanlar bu boyutları düşünmesi lazım. Çünkü bu bir arz talep meselesidir. Ebruyu siz sadece kitap arasına veyahut da sadece normal 35×50 boyutta yapamazsınız. Çünkü sizden istenilen dünya boyutları var, standartları var. Bugün iki metreye birbuçuk metreye resimler çok çok rahat evlerin içine girebiliyor. Siz de bunun yanında sanatınızı, yorumunuzu gösterebilmek için bunu yapmak zorundasınız.

Ebrunun evrensel bir sanat olmasını kısaca netleştirir misiniz Hocam?

Günümüzde ebru tamamiyle evrensel bir sanat. Fakat bizim sanatçı arkadaşlarımız veya kendine sanatçıyım diyen arkadaşlarımız ebruyu okadar hafife alıp dünyaya öyle bir pazarladılar ki Türkler’e ait olan bir sanat bugün dünya mirası olaraktan dünyaya yayıldı. Fakat son senelerde yapılan hareketle ebru artık Türk sanatıdır Türkler’in elindedir. Burda bizim dikkat edeceğimiz şey bunu kendimizin değerlendirebilmesi.

Ebru hakkında ebruya gönül vermiş çiçeği burnunda ebrucu gençlerimize ve ayrıca ebruyla  profesyonelce uğraşan sanatçılarımıza bir mesajınız olacak mı?

Ya… Burda… Bu çok çelişkili bir soru. Yani çok sert olmak veya çok yumuşak olmamak gerekiyor bu soruda. Şimdi benim şöyle bir düşüncem var; şimdi Anadolu’da ebru yapan arkadaşlarımız var, Istanbul’da ebru yapan arkadaşlarımız var Ankara’da İzmir’de ebru yapan arkadaşlarımız da var. Bunun yanısıra dünyanın çeşitli ülkelerinde yurtdışında ebru yapan arkadaşlar da var. Şimdi burda kime göre nasıl konuşacaksınız? Bu çok önemli. Yani burda katı konuştuğunuz zaman sizlerden uzak olanlar, sizlerle iletişim kuramayan, yani iyi bir hocayla iletişim kuramayan insanların kendi kendine yaptığı işler var. Bunu nasıl şey yaparsınız ve karşınızdaki insanı kırmadan nasıl izah edersiniz. Bir öğrencim şunu söyledi “ben ders alırken lahorun üstune bir daha lahor atılmaz dedi hocam” deyip lahoru tek fırca olaraktan yani bir zemin döşemesi . Aslında lahor boyaların en kolayıdır ve en coşkulu renkleri olandır. Yani burda bile ebrunun alfabesi olmadığı için bir yazılım kitabı olmadığı için burda bunu ciddi bir şekilde lanse eden, bunu bu şekilde kurallarını koyan kişiler olamadığı için ebru maalesef, maalesef hocaların elinde veyaht da kendilerine hoca diyen insanların elinde bugün bozulmakta. Ama iyi bir ebrucu olacaksanız, gittiğiniz yolun hiçbir mesafesine bakmayıp, iyi bir hocayla irtibat kuracaksınız ve onunla kurduğunuz gönül bağınla yıllara dayanan en az iki yıl o mekanda ders alacaksınız ve hocanızla olan dyaloğu sürdüreceksiniz. Bu da nasıl bir şey şimdi icazetini iade etmiş olan kendini  gelenekselci olarak lanse eden bir adam kalkıyor diyor ki “hocayla olan iletişiminizi sürdüreceksiniz”  Bu da hayatın içindeki çelişkiler işte!

Kendi  yolunuzda gitmediğiniz sürece ne kadar güzel yol yürüdüğünüzün öenemi yoktur.

Sevgili Hocam söyleşi için dergimiz ve okuyucularımız adına çok teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim, bana bu imkanı tanıdığınız için.

Website Design by Limonss Biliþim TeknolojileriLIMONSS Mobil Uygulamalar, Hosting ,Domain , isim Tescili, Domain Registration, Web Design, Graphic Design,