Fuat Başar Söyleşi

Fuat Başar Söyleşi

Yaşayan Abide, Hat ve Ebru Sanatçısı Fuat Başar İle Ebru Sanatı Üzerine Söyleşi,

“Ebruyu, hat sanatına başladıktan sonra keşfettim”

İSTANBUL / Süleyman Çanakçılı, AMASTERDAM / Okan Akin – Bu ayki söyleşimizi günümüzün yaşayan en büyük hat ve ebru sanatçılarından biri olan Fuat Başara’a ayırdık.

Fuat hocam, ebru serüveniniz nasıl başladı?

Benim ebru serüvenim, 1977 yılında, hat sanatı üzerine yazı hayatıma başladıktan bir yıl sonra başladı. Hat sanatı üzerine araştırıken, ebru ile ilgili örneklerle karşılaştım. Çok güzel örnekler gördüm,tarifini okudum. Birbuçuk sayfalık bir tarifti. Ama o tarihte o kadar güzellikler çıkmaz deyip, ebru hakkında kaynak aradım. 1977 yılında ’’Türk Sanatında Ebru’’ yayını bir banka yayınları arasında çıktı. Aldım ve okuyarak yapmaya çalıştım. Fakat sanat okuyarak yapılacak, icra edilecek bir şey değildi. 1978 yılında Erzurum’da bu işin yaşayan en son ve en büyük ustasının Mustafa Düzgünman olduğunu öğrenip, onunla mektuplaştım. Sorularımı sordum, cevaplarını gönderdi. Buna rağmen, uygulamada başarılı oldum denilemez. 1980 yılında Mustafa Düzgünman’ın İstanbul’daki atölyesine gitmeye karar verdim ve onun yanında çalışmalarıma devam ettim. 1989 yılında icazetimi aldım. 1990 yılında, Hoca’nın rahmetinden sonra, kendi atölyemi kurarak, bu işi devam ettirdim. Profesyonelce mesleğim oldu benim.

“Ebru” ismi ile ilgili çeşitli rivayetler var. Bu konuda sizin bildiğiniz özel bilgiler nelerdir?

Günümüzde Türkçe ses uyumuna göre “Ebru”  diye adlandırılan sanatın asıl isminin “Ebri” olduğunu düşünüyorum. Böyle düşünmem için çok sebepler var. Eski yazma kaynaklarda bizzat “Ebri”  diye yani bulutumsu, buluta benziyen, bulut görünümünde, bulut manasına gelen “Ebri” kelimesini okudum. Kelimenin Farsça anlamı “Ebri” fakat başka rivayetler de var. Abru, abıruh veya bildiğimiz Ebru. Bunlar bana mana itibariyle çok yakınlık gösterse de en açıklayıcı,en oturaklı kelime “Ebri” kelimesi. Bu kelime Türkçe de “Ebru”ya dönüşmüş ve dilimize “Ebru” olarak yerleşmiş bir tabirdir.

Batı dillerinde ebrunun karşılığı; kağıdın mermerleştirilmesi  manasına “mermer kağıdı” diye adlandırılıyor. Batı’da mermer görünümlü, marble paper veya papire marble veya karta marmorizata diye adlandırılmalar görmekteyiz. Fakat sevindirici bir şey,”ebru” deyince bütün Batı’da ve Islam ülkelerinde bu sanatın ne olduğu  anlaşılmaktadır.

Hocam, ebru İstanbul’un fethiyle beraber aralıksız olarak yapılagelmiş bir sanat mıdır?

Şimdi Osmanlı devrinden çok daha önce icat edildiğini düşündüğümüz bu sanat, Osmanlı devrinde bir zanaat olarak devam ettirildi. Bu Türk kitap sanatlarının bir alt bölümüdür. Ebru eskiden yazı  pervazlarında ve cilt sanatında kullanılıridi. Yaygın miktarda Ebru sanatı ile uğraşanlar olduğunu tahmin ediyoruz. Çünkü değişik bölgelere ait Ebru çalışmalar ve örnekler gördük. B u Osmanlıların son zamanlarına kadar bizzat icracılar tarafından aktarılmış bir sanat.  Fakat 1630’lu yıllardan itibaren Avrupa’da da icra edilmeye başlamış. Bu sanat daha sonra Avrupalı’nın kendi inancı ve anlayışına göre devam etmiş, daha sonra atölyeler kurulmuş ve Osmanlı’ya bu makine ürünü olan ebrular ucuz yollu satılarak Osmanlının Ebru sanatı bitirilmiştir.

1900 lü yıllardan sonra bu işi tek başına, aşırı sevgisinden dolayı devam ettiren Necmettin Hoca (Necmettin Okyay) ve onun yeğeni  Mustafa Düzgünman devam ettirmişler, bu sanatın günümüze kadar ulaşmasına neden olmuşlardır.

Son 10-15 yıl hariç lale gibi ebrunun da  çok popüler olduğu başka bir dönem var mıdır?

Ebru, Osmanlı döneminde bilinen ve yaygın olan bir  zanaat fakat bir sanat olarak ele alınmamış. Büyük bir ihtimal, 1700’lü yıllar ya da daha eski dönemlerde çiçekli ebrular yapılmış, fakat bunlar genellikle “kır çiçeği” olarak adlandırılan çiçek ebrular. Daha sonraki dönemlerde 1700-1800-1900 lü yıllarda diğer çiçeklerin yapılmış olduğunu düşünüyorum. Bir şiir albümünün ve bir jönkün iç yan kağıdında muntazam bir lale gördüğümü hatırlıyorum. Kağıdın eskiliğinden veboyaların eski görünümünden anladığım kadarıyla, 1700’lü yıllarda yapılmış, muntazam bir lale idi. Daha sonraki dönemlerde çiçekli ebrulara ağırlık verilmiş, lakin günümüz zihniyeti ve mükemmelliğinde çiçekli ebrulara bugüne kadar rastlamadık. O zamanlar dekoratif bir sanat telaffuzu olmadığı kanaatindeyim. Necmettin Hoca bu çiçeklerin stilize edilip, geliştirilmesinde en büyük rolü ve katkısı olan kişidir ki çiçekli ebrulara Ord.Prof.Süheyl Ünver’in teklifi sonucu “Necmettin ebruları” denilmiştir. Sonra yetiştirdiği  Mustafa Düzgünman, o zamana kadar yapılmış olan birkaç çeşit çiçeğe, papatya ebrusunu da  ilave etmiştir. Günümüzde çiçek şekilleri teknede başarılı bir şekilde resmedilip, kağıda alınmakta. Son 10-15 yıllarımız çiçekli ve hatip ebruların zirveye çıktığı yıllardır. Osmanlı döneminde belki şöyle bir bağlantı kurulabilir; acaba Lale Devri diye rivayet edilen bir devirde laleye önem verilmiş olması akla yatkın görünüyor. Elde çok fazla örnek olmadığı için kesin bir hüküm vermek mümkün görünmüyor.

Ebrunun geldiği son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelinen bu noktadan ebru adına memnun musunuz?

Şimdi bir çok yayında bahsettiğim gibi, günümüzde Türk ebruculuğu altın çağını yaşıyor. Gerek teknik, gerek estetik olarak geçmişte yapılmadığını düşündüğümüz mükemmeliyette  ebrular üretiliyor. Bugün artık Ebru kitap sanatlarının bir yardımcı zenaati fonksiyonununu sürdürmekle beraber, artık Türkiye’de başlı başına bir sanattır.

 

 

“Batı, Ebru sanatını bir sanat olarak değil, bir hobi veya bir hediyelik eşya üretmek olarak değerlendiriyor”

Batı’da yayın yapan bir yayın kuruluşu olarak, özellikle bir sorumuz olacak. Batılı sanatçıların ebru yorumlarını takip ediyor musunuz? Takip ediyorsanız,  bu çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zamanımızda internet bize çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Konu ile ilgili internette araştırma yaptığımız zaman, Japonya’dan Kanada’ya kadar bütün ülkelerin yapmış olduğu ebruları görüyoruz. Çok doğaldır ki her ülkenin bir sanat zihniyeti, anlayışı var. Kendi estetik değerlerine göre ebrular yapıyorlar ve halen üst seviyede ebrular yapmaya başladılar. Batı’da ebru henüz müstakil bir sanat olarak kıymetlenmedi. Batı Ebru sanatını bir sanat olarak değil, bir hobi veya bir hediyelik eşya üretmek olarak değerlendiriyor. Kendi estetik değerlerine göre bu güzel, fakat Türk ebruculuğunun estetik değerlerinin  yanında çok zayıf kaldığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Hocam size çok samimi bir sorum da ebruyu gelenekçi yorumun dışınd,a modern sanat estetiği ile yorumlayan modern sanat eğitimi almış sanatçılar hakkında olacak. Sizce bunlar ebruya ihanet mi ediyorlar?

Şimdi ebruya ihanet diye bir şey sözkonusu değil. Asırlar boyunca her sanat  değişik kişiler ve zihniyetler tarafından yorumlanarak, icra edilip bugüne gelmiş. Bugün Türkiye’de gelenekçi ve yenilikçi diye suni bir tartışma ortamı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu çok yersiz bir çabadır. Kişi “işin aslını devam ettiriyorum” diye modern yorumlarda bulunup,” asıl klasik ebru budur” dediğinde karşısına dikiliyoruz. Kavram kargaşasına yol açıp, melez bir klasik ebru kavramı kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Sanatta asaletini korumak her zaman esastır. Bizim gelenekten kaynaklanan zihniyetimiz nedeniyle, bunun tarihini, arkasında yatan felsefesini, efendiliğini, tabiri caiz ise tasavvufi tarafını sürekli gözeterek çiçeklerimizi, battallarımızı, şallarımızı ona göre yaparız. Yapılan her şeyin mutlaka bir açıklaması, bir izahı vardır. Modern bir tarzda yorumlama diye adlandırdığımız, üretilmiş ebru ların arkasında bir sufizim arıyamıyoruz, göremiyoruz. Temelden yoksun. Kaldı ki şu konuda hassasiyetle duruyoruz; bir sanat o ülkenin kültürel kimliğinin de bir parçasıdır. Bir ulusun bir yerde kimliğidir sanat. Bunda da o ülkenin estetikten ne anladığı unsurları yatar.Onlara ihanet etmemek üzere kişi klasik ebrusunu yapar. Ben modern tarzda ebrular yapıyorum dedikten sonra yapabildiği kadar yapsın bize ne. Çünkü sanatta tolarans, hoşgörü diye bir şey var. Modern yapıyorum diyenlere kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Lakin yapılan modern ebruları bunlar klasik ebru lardır” diyenlerin karşısında durmamız lazım ve dururuz. Çünkü klasik tarzda yaptığımız ebru ya “bu bir modern ebrudur” demedik hiçbir zaman, deme hakkımız da yoktur. Kaldıki bir lale yapacak isek, ilk bakışta görülen şey lale olarak algılanmak zorundadır. Anlaşılmaz şekilde yapılan lale olmadığı anlaşılınca sanatta kaos başlıyor. O kaosa sürüklenmemek için, bu konu üzerinde hassasiyetle duruyoruz.

Son yıllardaki çalışmalarda ebrunun müstakil bir sanat haline geldiğini gözlemliyoruz.Yani Ebru günümüzde bir arka fon sanatı, bir kağıt süsleme sanatı olmaktan çıktı. Tablo değeri taşıyan eserlerin verildiği bir sanat alanı oldu. Sizce bundan sonraki basamak evrensel bir sanat olması mıdır? Yoksa, geleneksel çerçevede yapılan lokal bir sanat olarak mı kalmalıdır?

Bu soru gerçekten çok önemli bir soru. 1970 li yıllardan sonra Ebru artık müstakil bir sanat hüviyetini kazandı. Dekoratif ve kağıt bezeme sanatlarında unutulmak üzereiken günümüze aktarılan bir sanat özelliğini kazandı. Şimdi lokal olarak icra edilen birçok zenaat var. Zenaatlar lokal olabilir. Fakat istisnasız her sanat evrenseldir. Kişilerin ülkelerinin malı değildir,evrenseldir, bütün dünyanın malıdır. Beğenen herkes Türk klasik ebruculuğu alanında çalışabilir, ilerliyebilir. Modern çalışanlar istediği şekilde ebruyu modernize ederek çalışabilirler. Kavram kargaşası olmak üzere herkes bu konuda serbesttir. Bir sanatın lokal olarak kalması demek, o sanatın kısa zamanda yok edilmesi manasına gelmektedir. Bugün klasik tarzda bir ebruyu Bir Japon, bir Afrikalı, bir Malezyalı kişi öğrenmek isterse ona niye öğretmiyelim ki! Sanat, herkese açık ve hiçkimsenin tapulu malı değildir. Fakat Ebru Anadolu’nun bir sanatı olarak tescil edilip, orijini inkar edilmemek üzere başka ülkelerde icra edilirse bu engellenmek bir yana sevinilmesi gereken bir husustur, teşvik edilmelidir. Kaldı  ki biz sanat ile beraber onun arkasında yatan kültürü de gündeme getiriyoruz. Sanatın yalnız işçiliği tarafını ele almadık. Bu sanatın tarihi var ,kültürümüzde yeri var, inançlarda kazandığı bir yer var. Farklı inançlara mensup insanlar kendi inançlarina göre çok rahat bir şekilde yorumlayabilirler. Fakat bu sanatın temelleri günümüzde Türk insanı tarafından ortaya konuldu. Hakkı teslim etmek kaydıyla bu sanat evrenseldir, herkese açıktır. Biz öğrenmekten,başkalarına öğretmekten mutluluk duyarız. Çünkü sanat insanlığın malıdır.

“Sanatın birleştirici gücünü keşfedip, gayesinin bu olduğuna inandık biz. Dünya barışı sanatla sağlanacaktır”

Ebru hakkında ebruya gönül vermiş çiçeği burnunda ebrucu gençlerimize ve ayrıca ebruyla profesyonelce uğraşan sanatçılarımıza bir mesajınız olacak mı?

Şimdi belki bu röportajın en önemli kısmına geldik. Rahmetli Mustafa Düzgünman Hoca’mızdan öğrendiğimiz bir söz, gerçekten evrensel bir söz. Hep şunu söylerdi; “Sanat zor bir şey. Ebru bunların en zorlarından birisi. Çok sayıda sanatların en zoru insan olma sanatıdır. Sanatların en zoru budur. Aman evladım insan olmaya çalışın. Bu konuda sanat sizin bineğiniz olsun”. Bana hep söylerdi bunu. Sanatın efendiliğini, olgunluğunu taşımak,sanatı  sürekli ilerletmek üzere bütün dünya insanlarına sanatla uğraşmalarını tavsiye etmişimdir. Sadece bu röportajda ,televizyonlarda değil, kitaplarda olsun, istisnasız her bireyin kendi seveceği bir sanatla uğraşmasını tavsiye ederim. Fakat bu konuda dediğim gibi, hakkı teslim etmek üzere, kişisel hırslara avdet etmemek üzere bir yol takip etmelerini, her zaman tavsiye edegelmişimdir. Sanat gerçekte yaratıcının evrendeki inceliklerini keşfetmeye yöneliktir. İnsan bunu keşfede keşfede bakacak ki koskoca evren bir sanat şahaseri. Bu kadar yıldır evrende bir sürü hadiseler cerayan ediyor, hepsi belli kanunlar dahilinde cereyan ediyor. Bunlar içinde dünya diye bir gezegen var ve o gezegeni insansız olarak düşünelim. Evrende hiçbirşey kalmıyor. İnsanla beraber düşündüğümüzde bir bakıyoruz ki yaratıcının en büyük eseri insan. Gelmiş geçmiş ve halen yaşayan ve yaşayacak olan insanları bir sanat şahaseri olarak görüp, kabul edersek, asla kimse kimsenin gözünü oymayacak demektir. Sebep; kendisi sanatla uğraşıyor, insanları bir sanat eseri olar görüyor. Bir sanatçı bir sanat eserini tahrip etmek ister mi! Asla istemez. Bütün dünyaya şu zihniyeti anlattığımız anda, dünyanın öbür ucunda tanımadığı bir başkasını sanat eseri diye kabul ettiği için, insani didişmeler ortadan kalkacaktır. Herkes kolay anlama ve anlaşma yolunu seçecektir. Sanat gerçekte bu kadar güçlü bir şeydir. Onun temeline bir inebilirsek dünya barişi sağlanacaktır. Sanatla uğraştığımız bu 35-40 yıl içinde sanatın bu gücünü görüp gayesinin bu olduğuna inandık biz. Dünya barışı sanatla sağlanacaktır.

Sevgili Fuat Başar Hocam, bu söyleşiyi Hollanda Amsterdam’da yaşıyan sanatçı Okan Akın adına yine Hollanda’da yayınlanan aylık düşünce, aktüel ve haber dergisi Platform için yaptık. Şahsım ve Okan Akın Bey adına bize zaman ayırdığınız, değerli görüşlerinizi  paylaştığınız için teşekkür ediyorum ve son sözünüzü almak istiyorum.

Son sözüm Hazreti Yunus Emre’nin iki mısrası olacak.

“Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz”

Yine Hazreti Yunus’tan şunları da ilave edelim.Bunlar bizim evrensel geçerliliği olan düşüncelerimizdir.

“YARATILANI HOŞGÖR YARATANDAN ÖTÜRÜ…”

 

Bu söyleşiyi PLATFORM adına gerçekleştiren Kumaş ve deri ebru alanında dünyanın sayılı ustalarından Sayın Süleyman Çanakçılı’ya çok teşekkür ederiz.

Website Design by Limonss Biliþim TeknolojileriLIMONSS Mobil Uygulamalar, Hosting ,Domain , isim Tescili, Domain Registration, Web Design, Graphic Design,