Alparslan Babaoğlu ile Söyleşi

Alparslan Babaoğlu ile Söyleşi

Yaşayan abide,Ebru sanatçısı Alparslan Babaoğlu ile Ebru üzerine söyleşi

-Sevgili Alpaslan Babaoğlu hocam,sizinle bu söyleşiyi Hollanda,Amsterdam’da yaşayan sanatçı kardeşimiz Okan Akın ve kendisinin de yazarlığını yaptığı Hollanda da Türkçe yayın yapan Platform dergisi için yapıyoruz.Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

AB-Teşekkür ederim.

Alparslan hocam,Ebru serüveniniz nasıl başladı?

AB-Ben liseyi Erzurum’da bitirdim.Üniversiteyi de devlet bursuyla İngiltere’de okudum. Dolayısıyla Üniversiteyi bitirinceye kadar herhangi bir sanatımızla ilgilenmeye vakit bulamadım.  Üniversiteyi bitirdikten sonra bir kamu kuruluşunda çalışmaya başladım.1983 senesinde bir gün bir arkadaşımın evine yemeğe davet edildim.Orada bir hilye-i şerif gördüm. O güne kadar böyle orijinal eserlerin, tarihi eser diye hep  müzelerde  bulunduğunu sanırdım. Hasan Çelebi Hoca’nın hattını yazdığını ve ev sahibesinin de tezhibini yaptığını öğrenince ilgi duydum. Bende öğrenebilir miyim diye sorunca, arkadaşımın eşi “Topkapı Sarayı’nda Kültür Bakanlığı’nın kursları var ,oraya gidersen öğrenirsin ben oradan öğrendim dedi. O sırada içerden birkaç tane de ebru getirdi ve “bu ebruları yapan Üsküdar’da yaşlı bir hoca var Allah gecinden versin emr-i Hak vaki olursa bu sanatı yapan başka kimse yok, bu sanat kaybolup gidecek” dedi. Ben de “kaybolmasın ben buna talibim” dedim. Oradan elimde birkaç tane ebru ve sayın Uğur Derman’ın ‘Türk Sanatında Ebru’ kitabıyla ayrıldım. Böyle başladım kendi kendime ebru çalışmaya. 1985 yılında Mustafa Düzgünman hocamla tanıştım ve vefatına kadar birlikte çalıştım. Ebru serüvenim böyle başladı.

Ebru öğrenirken zorluklar,imkansızlıklar yaşadığınız oldu mu? Mustafa hocanın ders verirken bir tarzı var mıydı?

AB– Mustafa hocanın tarzı hep merak edilmiştir.Öncelikle ilk sorunuza cevap vereyim.Ebru kendi kendinize öğrenilecek bir şey değil, çok zor. Hüsn-i hattı da kendi kendinize öğrenemezsiniz ,hattatın kamışı elinde nasıl çevirdiğini ve onun kamış hareketlerini mutlaka görmeniz lazım. Ebru da da ustanın boya ayarını nasıl yaptığını, teknenin kıvamını nasıl ayarladığını mutlaka görmeniz lazım.Kendi kendinize doğruyu bulmanız imkansıza yakın zorlukta. Ben de ilk başta ebru yapmaya ustasız başladım. 1983-85 yılları arasında İki sene kendi çabalarımla ebru yapmaya çalıştım ve çok zorlandım. Boyaları suyun üzerinde yüzdürmek ayrı bir problem, yüzdürmeye muvaffak olduğunuz  boyaları kağıda tespit etmek ayrı bir problem, tespit ettiğiniz boyalarla ebru deseni çıkarmak ayrı bir problem. Dolayısıyla bu problemleri teknik anlamda kendi başınıza çözmek bir hayli zor. Bir de yapmış olduğunuz çalışmayı değerlendirecek eksiğinizi gösterecek, burası şöyle yanlış olmuş diye gösterecek birisi gerekiyor. Dolayısıyla öğrenirken başınızda mutlaka bir ustanızın olması lazım. 1985’te Mustafa Düzgünman ile tanışınca bu problemlerin çoğundan kurtuldum. Lakin Mustafa Hoca’nın ebru öğretme yöntemi bugünlerde bizim uyguladığımız ebru öğretme yöntemine benzemiyordu. Hoca tabiatı icabı öğretirken çok anlatan, şurası şöyle olacak şu boyaya şu kadar öd ve su koy v.s. diyen birisi değildi.Biz Hoca’nın ebru teknesinin yanında sandalyeler vardı ve misafirleri ile birlikte teknenin başına oturur seyrederdik. Sorularımız olursa sorularımıza cevap verirdi fakat verdiği cevaplar çok detaylı olmazdı. Teknik detayları olmayan cevaplardı. Mesela güzel ebru yapabilmek için kavanozdaki bir parmak boyaya ne kadar su ve ne kadar öd koymak gerekir diye sorduğumda onu tekne söyler diye cevap vermişti. O anlamda yalnızca gözleme dayalı bir öğretme metodu vardı. Biz de Hoca’yı gözleyerek öğrendik diyebilirim.

SÇ-Hocam Ebruya başladığınız dönemlerde ebrunun bugün ulaştığı popüler durumu tahmin edebiliyor muydunuz?

AB-Hayır mümkün değil. Ben ebruya başladığım zaman ebru ile uğraşan insan sayısı bir elin parmakları kadar değildi. Bu iş bilen Mustafa Düzgünman ile Niyazi Sayın vardı.Niyazi Hoca da Mustafa Düzgünman’dan öğrenmiş. Bir de o dönemde Mustafa Hoca’ya ebru öğrenmek için gelen Fuat Ağabey (Fuat Başar) ile ben  vardım. Bizden evvel udi Udi Serhan Aytan, şimdi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Profesör olan Aydın Gülan ve  Sabri Mandıracı devam etmişler hocaya. Bizden evvelki öğrencileri onlardır. Gerçi şu anda çok yoğun olarak  ebru yapmaya  devam etmeseler bile ebruda bizden önce onlar vardır.

Bugün gelinen noktayı o zamandan tahmin etmek mümkün değil. O zaman bana birisi yıllar sonra binlerce kişi ebru yapar hale gelecek dese asla inanmaz gülerdim ama bugün gerçek o ki ebru Türkiye de çok popüler oldu çok sayıda insan tarafından yapılıyor ve uğraşılıyor.

-Bugün ebrunun çok popüler olmasında en büyük payın sizin ve Fuat Başar hocamızındır diyebilir miyiz?

AB-Alpaslan Babaoğlu demek çok doğru değil. Çünkü ben uzun yıllar kamuda çalıştım ve ebru öğretmeye zaman bulamadım.  2011 yılında emekli oldum ve ondan sonra ebru ile yoğun olarak ilgilenmeye başladım.Çok yoğun kamu görevimden dolayı öğretmeye vakit bulamadım. Burada en büyük emek ve katkı sahibi Fuat Başar ağabeyindir, hakkını yememek lazım. Fuat Ağabey’in çok öğrencileri oldu onun öğrencilerinin öğrencileri oldu ve bu iş Türkiye’ye yayıldı. Benim bugüne kadar icazet verdiğim üç kişi var sadece. Gerçi onların dışında çok kişiye yardımcı olmuş, günlük problemlerini çözmüşümdür ama  bu konuda asıl takdir edilmesi gereken kişi Fuat Başar’dır.

-Hocam,ebrunun dejenere edilmesi konusunda oldukça hassas olduğunuzu biliyoruz. Öbür taraftan sanat devamlı kendini yenileyen bir felsefeye sahip. Sanatın olmazsa olmazı değişim ve gelişim. Ebruya zarar vermeden bunu nasıl başarabiliriz? Sizin bu konudaki önerileriniz nelerdir?

AB-Bütün sanatlar sürekli olarak tekamül ediyor gelişiyor aslında. Hüsn-i hat ilk yazıldığı gün bugünkü gibi mütekamil değildi hiçbir şekilde. Bundan beş yüz sene önceki yazılara bakarsanız Hulusi Efendi ile Sami Efendi ile farkını görürsünüz.Peki yazı sanatı nasıl bugünlere geldi? Size söyleyeyim şöyle geldi.  Bir hattat eski ustaları o kadar çok taklit etti, çalıştı ve yazdı ki bir an geldi mesela vav harfinin göz açıklığının normalde o güne kadar yazıldığı şekliyle bu kadar büyük olmaması gerektiğine karar verdi yani daha önce hiç kimsenin fark edemediği estetik bir arızayı görebilecek göz olgunluğuna ulaştı. Dolayısıyla vav harfinin göz açıklığını biraz daha küçük yapmaya başladı. Aradan bir zaman geçti bir başka hattat eski ustalarını o kadar çok taklid etti o kadar çok yazdı ki, sin harfinin dişleri arasındaki mesafenin çok büyük olmasından rahatsız oldu ve bu estetik arızayı gidererek farkında olmadan yazının tekamül etmesine vesile oldu .Yazı her hattat tarafından düzeltile düzeltile bugünkü haline geldi. Şimdi ebru da bu şekilde tekamül etti bundan sonra da bu şekilde tekamül etmeye devam edecektir. Otuz sene lale yaparsanız otuz sene önce yaptığınız lale ile otuz sene sonra yaptığınız lale arasındaki farkı görebilirsiniz. Mustafa Düzgünman’ın ilk yaptığı laleler Necmettin Okyay’ın yaptığı lalelerin taklidi idi. Ama hayatının son günlerinde yaptığı laleler onlardan çok farklıydı. Biz de Mustafa Düzgünman’ı taklit ederek başladık ama bugün geldiğimiz noktada bizim lalelerimiz Mustafa Düzgünman’ın lalelerinden farklı. Bizim lalelerimiz Mustafa Düzgünman’ın lalelerinden daha güzeldir iddiasında bulunmuyorum ama herkesin kendi estetiği zaman içinde gelişiyor ve değişime uğruyor. Lale yapa yapa “yahu lalenin boyunun bu kadar uzun olmaması gerekiyor bu kadar uzun lale beni rahatsız etmeye başladı” diyorsunuz. Çünkü siz herkesten fazla lale yaptığınız ve lale gördünüz için lalenin boyundaki estetik arızayı fark edecek estetik olgunluğa erişiyorsunuz ve lalenin boyunu biraz kısa yapıyorsunuz. Yapraklar bu kadar tombul olmamalı deyip biraz daha uzun çekiyorsunuz . Dolayısıyla ebru bu şekilde tekamül etmelidir. Yoksa bu lale böyle güzel değil bu laleyi ben böyle yaptım lale böyle olsun demekle onu tekamül ettiremezsiniz o ancak dejenere etmektir. Bugün maalesef benim itiraz ettiğim nokta budur. Yani ebru  öğreniminde ebru icrasında yeterli tecrübeye sahip olmadan yeteri kadar ebru yapmamış, eski ustalarımızı yeteri kadar taklit etmemiş , onların ebru anlayışını yeteri kadar hazmetmemiş kişiler ebruda yenilik yapmak istiyorlar. İşte bu kişiler ebruya zarar veriyor. Ben ebruyu hazmetmiş, eski ustaları taklit etmiş, Mustafa Düzgünman gibi battal ebru, çiçekli ebru yapmış, Edhem Efendi gibi neftli battal ebru yapabilmiş birisinin ebruda yaptığı yenilikleri saygıyla karşılarım. Mesela şöyle bir örnek vereyim; ebru bugün çiçek ressamlığı olarak görülüyor. Herkes üç boyutlu çiçek yapmaya çalışıyor. Bakın bu tür çalışmalar ebruya nasıl zarar veriyor onu anlatayım. Bizim sanatlarımızın hiçbirisinde üçüncü bir boyut yoktur.Tabiat taklit edilmiştir ama stilize edilerek yani üsluplaştırılarak taklit edilmiştir. Tezhipte çiçeklerin yatay ve dikey kesitleri alınarak bunlardan penç ve hatayiler elde edilmiştir.  Buna tam üsluplaştırma ya da stilize etme denir . Yani çiçek olduğu belli ama hangi çiçek olduğu belli değil. Tezhipte, çinide, bizim süsleme sanatlarımızda çiçek böyle kullanılmıştır.Ebruda da böyle yapılmış yani üçüncü boyut yok. Laleyi yarı üsluplaştırmışlar, insanlar baktığında anlıyor ,bu laledir diyorlar. Baktığınızda hangi çiçek olduğunu anlıyorsunuz. Ama bütün gereksiz detaylar atılmış olarak yapılıyor bu çiçekler üsluplaştırma da bu demek zaten. Ebru sanatına katkıda bulunacak sanatçıların yeni çiçekler yaparken şuna dikkat etmeleri gerekiyor bana göre; bir çiçeği stilize etmek yani üsluplaştırmak demek bir karikatüristin karikatür çizmesi gibi bir şeydir. Karikatürist karikatür yaparken size bakıyor ve gözlükleriniz var, saçınız dökülmüş, alnınız geniş, bıyıklarınız var, 60 yaşlarında gözüküyorsunuz, yanaklarınız sarkık diye tipik özelliklerinizi buluyor ve gereksiz bütün detayları atıp dört kalem darbesi ile sizi stilize ediyor ve siz baktığınızda bunun Süleyman Çanakçılı olduğunu anlıyorsunuz. Çiçeği de böyle stilize etmek lazım. Yani baktığınız zaman gereksiz detayları atacaksınız üç beş hareketle bu çiçeği yapabiliyorsanız,  bakıldığında hangi çiçek olduğu anlaşılıyorsa siz bu çiçeği  üsluplaştırdınız demektir. Bu şekilde altı çiçeğin dışında yedinci çiçeği yapabilenin ben elini öper, onun yaptığı çiçekleri taklid etmeye başlarım. Ama çiçek üsluplaştırmak çok zor bir şeydir, bunu yapabilmek gerçekten sanatçı olmak gerektirir. Ben kendimi sanatçı görmüyorum, bu benim harcım değil çiçek üsluplaştırıp ebruya yeni çiçekler kazandırayım çabası içinde değilim ben ustalarımı taklit edeyim yeter diye düşünüyorum. Onların yaptığı çiçekleri çok yapayım belki onlara bir katkım olur diye düşünüyorum. Ama bugün bir sanatçı çıkar gerçekten sanatçıdır. Zambak yapmak ister  bir başka çiçek yapmak ister, gereksiz detayları atar ve o çiçeği bir karikatürist gözüyle stilize eder, birkaç bir biz hareketiyle o çiçeğin zambak olduğunu ifade edebilirse ben o sanatçının alnından öperim. Bende o çiçekleri yapar o sanatçıyı taklid ederim. Bizim sanatımız gelişecek, ebru da gelişecek, bütün sanatlar gelişecek ama bu işler zorlamayla olmaz. Musikiyi geliştireyim ben bir değişiklik yapayım diye musikiyi geliştiremezsiniz. O musiki kendi tarihi seyri içerisinde kendi kendine gelişir zaten. Bütün eserler dört yüz küsur makam ile icra ediliyor ben bir makam icat edeyim de değişik bir ses duysunlar diye makam icat edilmez. Bu anlamda şu anki durum beni rahatsız ediyor, üzülüyorum. Çünkü sanatın dejenere olmaya doğru gittiğini görüyorum, herkes bir şey yapıyor, yaptığına bir isim koyuyor, ebru çığırından çıkıyor diye düşünüyorum.

-Hocam yanlış anlamadıysam Fuat hoca ile yapmış olduğumuz söyleşide de klasik ebru ve modern ebru diye ayırdık  fakat ebru yapanlar modern ebru yapsınlar ama yaptıklarına klasik ebru demesinler,konuşmanızdan bu anlam mı çıkıyor?

AB-Evet aynen öyle. Mustafa Hoca ile yapılan bir mülakatta kendi sesiyle ifadesi aynen şöyle: “bizim sanatımız dejenere edilmemelidir,bizim sanatımız kimliğini korumalıdır,onu yaşatmalıyız şimdilerde yeni şeyler  yapıyorlar, onlar da ebrudan  yapıyorlar ama yağlı boya tablolara benziyor, biz bunlara Türk ebrusu diyemeyiz ama çağdaş ebru diye sürdürebilirler” diyor. İşte benim için kıstas budur. Ben buna çok üzülüyorum. Nasıl bizim klasik müziğimiz, halk müziğimiz, tasavvuf müziğimiz var ama hiç kimse arabesk müzik yapıp ben klasik Türk müziği yapıyorum demiyorsa bunu yapanlar da  yaptıklarının adına klasik ebru ya da Türk ebrusu demesinler ,çağdaş ebru desinler yeter. Benim istediğim budur. Kimsenin ne yaptığı beni ilgilendirmez, bakın ben leylekli ebru yaptım,ben Amerikalılar gibi batı tekniği ile zeminsiz çiçekler yaptım ,onların tekniği ile taraklı ebrular yaptım ve 1999 senesinde Yıldız Sarayı’ndaki sergimde sergiledim ama altlarına “bunlar gelenek dışı batı tekniği ile yapılmış olup Türk ebrucusunun isterse batı tekniğini batılılardan daha iyi kullandığını göstermek amacıyla yapılmıştır” diye yazdım ve öyle sergiledim. Şimdi bunun adını doğru koyduktan sonra hiçbir problem yok bana göre. Yani geleneğimiz bozulmasın, geleneğimiz yaşasın, geri kalan isteyen istediğini yapsın beni hiç ilgilendirmez.  Yalnız burada şöyle bir tehlike var. Benim adım geleneksel ebru,klasik ebru yapıyora çıktıysa eğer yani kendimi bu çizgide tanımladım ve ifade ettiysem benim çağdaş ebrular yaparken ,yeni denemeler yaparken çok dikkat etmem lazım. Bir kere ben geleneksel ebru yapıyor diye biliniyorsam eğer ondan sonra yaptığım bütün ebrular geleneğe mal edilecektir. Bunun sorumluluğu çok ağır yani benim gibi Fuat Başar gibi ebru yapanların sorumluluğu çok ağır. Biz gelenek dışı bir şey yaptığımız zaman tanımını çok iyi yapmamız lazım. Bu adamlar gelenek diyorlar  o zamanda bu yaptıkları da gelenektir diye bir sonuç çıkıp da sanatın dejenere olmaması için bizim çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bunu da böyle ifade etmiş olayım.

-Son 10-15 yıldır sizce ebru lale devrini mi yaşıyor?Acaba daha önceki dönemlerde de ebrunun bu şekilde popüler olduğu bir dönem oldu mu?

AB-Bildiğim kadarıyla ebrunun geçmişte bu kadar popüler olduğu bir dönem yok. Ebru her dönemde bir sanatçıyla gelmiş, Şeyh Sadık Efendi, oğlu İbrahim Edhem efendi, Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman. Ama bugün ebruyu icra eden binlerce insan var benim tahminim binin üzerinde. Dolayısıyla geçmişte hiçbir devirde ebrunun bu kadar popüler olduğunu düşünmüyorum, lakin bu gün gelinen noktada devir lale devri midir değil midir o konuda kuşkularım var. Ebru bugün çok sayıda insan tarafından icra ediliyor ve bu iyi bir durum olarak görülüyor. Ben de ebrunun tanınması, bilinmesi anlamında mutluluk duyuyorum, lakin doğru yapılmadığını gördüğümde bundan endişe ediyor üzülüyorum. Bin kişinin bini de doğru ebru yapsa biraz önce sınırlarını çizdiğimiz şekilde ebru yapsa ben bundan hiç gocunmam mutlu olurum, ebru çok seviliyor, kitlelere yayılıyor diye, ama yayılırken yanlış yayılıyor bundan endişeleniyorum buna itirazım var.

-Hocam ebrunun geldiği son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?Gelinen bu noktada ebru adına memnun musunuz?

AB-Biraz önce söylediklerimde bu sorunun cevapları var ama genelde memnunum diyebilirim, sayı itibarıyla, ebrunun tanınması anlamında gelinen nokta çok memnuniyet verici lakin biraz önce de söylediğim gibi bu binlerle ifade edilen sayıdaki ebrucunun çoğunluğu, ebruyu doğru anlayıp, uygulayıp bu sınıflandırmayı doğru yapsalar gam çekmeyeceğim ama ülkemizde maalesef bu yapılmıyor benim rahatsızlık duyduğum nokta budur. Ebru yayılıyor ama bozularak yayılıyor diye endişeye kapılıyorum. Kimsenin önünden teknesini ve fırçasını alamazsınız, isteyen istediği gibi ebru yapar, burası demokratik bir ülke. Ben yağlı boya ile ebru yapmak istiyorum diyen yağlı boya ile yapar,seramik boyası ile yapar,kumaş boyası ile yapar, nasıl isterse öyle yapar. Kuş yapar, böcek yapar beni hiç ilgilendirmez. Ama ben ‘efendim ben gelenekten yola çıkarak çağdaş ebru yapıyorum’ diyenlerden çok rahatsızım. Gelenekten yola çıkıp çağdaş ebru yapanların önce o geleneği çok iyi bilmesi lazım. Geleneği çok iyi hazmetmeden, anlamadan, geleneksel ebrular yapmadan çağdaş ebruyu da icra edemezsiniz. Ben bu cümleden çok rahatsız oluyorum böyle bir şey yok. Geleneği yapmadan çağdaş yorum yapamazsınız.

SÇ-Batıda yayın yapan bir basın kuruluşu olarak özellikle bir sorum olacak; Batılı sanatçıların ebru yorumlarını takip ediyor musunuz?Takip ediyorsanız, bu çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB-Takip ediyorum tabii ki,ebru ile ilgili bütün çalışmaları takip ediyorum, Amerika, Avrupa, Güney Amerika, Avustralya’ya kadar takip ediyorum. 10 -15 sene öncesine göre buralarda yapılan ebruların da teknik anlamda tekamül ettiğini görüyorum. İnternetin kullanılmaya başladığı ilk günlerden bu yana buralarda kurulan grupları takip etmeye başladım ve tüm ülkelerdeki gelişmeleri takip ediyorum. Oralarda da önemli ölçüde gelişme var fakat onlarda ebrunun bizim gibi bir geleneği yok ebru tam manasıyla soyut resim olarak yapılıyor. Yani onlar bir geleneği yaşatmak sevdasında ya da yükümlülüğünde değiller. Bu sevda yalnızca bizde var. Bizim onlardan tek farkımız bizim ebruda bir geleneğimizin olması ve biz bu geleneği yaşatmak zorundayız. Bu noktada batılılardan ayrılıyoruz.

-Hocam size çok samimi bir sorum da ebruyu gelenekçi yorumun dışında modern sanat estetiği ile yorumlayan ,modern sanat eğitimi almış sanatçılar hakkında olacak. Sizce bunlar ebruya ihanet mi ediyorlar?

AB-Haşa yok, kimseye ebruya ihanet ediyor diyemem o anlamda. Ben şunu söylemek isterim bu soruyla ilgili olarak. Ebru her şeyden önce bir kağıt bezeme tekniğidir.Aynen pastel boya, guaş boya, karakalem, yağlıboya gibi teknikler gibi. Ebru da bu tekniklerden bir tanesidir ancak ebrunun ifade imkanı diğerlerine göre çok daha sınırlıdır, yani karakalemle, suluboya ile, yağlı boya ile bir ev resmi, bir dağ manzarası , bir natürmort  yaparsınız, çizersiniz çok güzel olur ama ebru ile onu yapamazsınız fakat tersini yaparsınız. Şöyle yaparsınız bizim beş dakikada yaptığımız bir battal ebruyu ya da bir taraklı ebruyu bir ressam tuval üzerinde aylarca uğraşsa yapamaz. Ebru bir boyama tekniği olması hasebiyle modern sanatlar içerisinde kullanılabilir. Modern sanat eğitimi almış insanlar da ebru tekniğini kullanıyorlar yani ebru tekniğini başka tekniklerle birleştirerek resim yapan birçok sanatçı var şu anda gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de ebruyla uğraşan. Bunun  ebrunun yayılmasına, yaygınlaşmasına, ilerlemesine hizmet ettiğini düşünüyorum ama geleneksel ebruya hizmet ettiğini düşünmüyorum. Yapılan geleneksel ebrudan başka bir şey. Bazı insanlar klasik Türk müziği icra ediyor bazı insanlarda batı müziği icra ediyor. Şu anda çok başarılı bir şekilde batı müziği icra eden icracılarımız da var bizim, olmalı da. Bir insanın pasaportunda Türk pasaportu yazıyor diye sadece Türk müziği yapacak diye bir kural yok. Türkler batı müziği de icra ederler, batı tekniği ile ebru da yaparlar, bununla çok güzel çalışmalar da yaparlar benim bunların hiç birisine itirazım yok. Bu samimi sorunuza böyle samimi olarak cevap vermiş olayım. Bu anlamdan böyle bir şeyden benim rahatsızlık duymak diye bir şey söz konusu değil. Zaten böyle bir şeye isteseniz de engel olamazsınız.

-Hocam son yıllardaki çalışmalarla ebrunun müstakil bir sanat haline geldiğini gözlemliyoruz.Yani ebru günümüzde bir arka fon sanatı ,bir kağıt süsleme sanatı olmaktan çıktı, tablo değeri taşıyan eserlerin verildiği bir sanat alanı oldu . Sizce bundan sonraki basamak evrensel bir sanat olması mıdır?Yoksa geleneksel çerçevede yapılan lokal bir sanat olarak mı kalmalıdır?

AB-Şimdi ebrunun evrensel bir sanat olabilmesi için bütün dünya tarafından tanınması ve icra edilmesi lazım. Dolayısıyla ebrunun evrensel bir sanat olabilmesi, kanaatime göre önümüzdeki yüzyıl içinde bana göre mümkün görünmemektedir.Ebru dünyanın belirli yerlerinde yapılan bir kağıt bezeme tekniğidir ama dediğiniz doğru ebru bugün sadece kağıt bezeme, süsleme sanatı olmaktan çok öte duvara asılan sanat eseri haline gelmiş durumdadır. Ancak şuna dikkat etmek lazım, teknik olarak ebru zor bir tekniktir, duvarlara asmış olduğunuz ebruların boyalarının akmamış olması lazım. Kağıdın renginin çok fazla görünmemesi lazım. Bunlara dikkat edilmeden yapılan eserlerin bana göre bir sanat değeri yoktur. Sanat değeri taşıyan eserlerin hangileri olduğuna bu işten anlayanlar karar verirse doğru olur ama her yapılanı bu da sanattır, tekrarı mümkün değildir, tekneden çıktı bir daha böyle yapamazsın diye çerçeveleyip duvara asarsanız yarın bir gün sanat diye sergilenen şeylerin sanatla alakasının olmadığını gören gerçek sanatkarlar, sanattan anlayanlar ebrunun popülaritesinin azalmasına sebep olurlar, bunlar bir şeye benzemiyor bunlar yanlış yapmış, tekneyi kötü kullanmış diye. Anlatabiliyor muyum dolayısıyla duvara asılacak resimlerin çok dikkatli seçilmesi lazım ,her yapılan ebru sanat eseri niteliğinde değildir bunu arz etmek istedim.

SÇ-Hocam ebru hakkında ebruya gönül vermiş çiçeği burnunda ebrucu gençlerimize ve ayrıca ebruyla profosyenelce uğraşan sanatçılarımıza bir mesajınız olacak mı?

AB-Şimdi uğraşan insanlarımıza mesajım şudur;Başından beri hocamda öyle söylüyordu bende yaşayarak öyle gördüm. Ben kendi kendime ebru öğrendim ve yapıyorum derseniz başka bir şey yapıyorsunuzdur. Önce nasıl, hangi tarzda ebru öğrenmek istiyorsanız o tarzda ebru yapan bir ebru ustası bulmanız lazım. Gelenekli ebru yapacaksanız gelenekli ebru yapan, çağdaş ebru yapacaksanız çağdaş ebru yapan bir usta bulmanız lazım. Onun izini takip etmeniz lazım, onun tavsiyelerini yerine getirmeniz ve çalışmanız lazım. Yeni başlayanlara tavsiyem budur, ebru ustasız öğrenilemeyeceği için ne tarzda ebru öğrenmek, yapmak istiyorsanız o tarzın ebru ustasını bulup ondan öğrenmeleri lazım. Profesyonel ebru sanatçılarına gelince, ebrunun teknik olarak zor bir sanat olduğunu biz de biliyoruz, onlar da biliyorlar. Doğru malzeme kullanılmazsa doğru ebru yapılamaz, ben bu işi profesyonelce yapan insanların profesyonelce malzemelerle yapmaları gerektiğine inanıyorum . İyi malzeme kullanmadan iyi ebru yapamazsınız dolayısıyla üzerinde ebru yaptığınız sıvı en iyi malzemeden olmalı, kullanılan kağıt en iyi kalitede olmalı, alelade kağıtlara ebru alınmamalı, kullanılan boyalar hazırlanırken emek verilmiş olmalı.

-Hocam başlangıçta size yalnızca ebru sanatçısı dedim ama sizinde ebrunun yanında hat sanatıylada ilginiz varmı?

AB-Yok ben hattat değilim,ben akkase tekniği ile yazılı ebrular yaptım, bunlardan yüzün üzerinde yaptım ama bu ka’tı sanatıyla hat sanatının, ebru sanatının ortak bir uygulamalısıdır, yazının kalıbını kesiyorsunuz ka’tı sanatına giriyor, yazının güzel yazı olması lazım hat sanatına giriyor, bunu yapıştırıp ebruluyorsunuz ebru sanatına giriyor dolayısıyla üç sanatın birleşmesinden oluşan şeyler bunlar.Ama ben hattat değilim.

 SÇ-Hocam bu söyleşiyi Hollanda’da yaşayan sanatçı Okan Akın  ve orada Türkçe yayınlanan Platform dergisi adına yaptık. Bize zaman ayırdığınız ve ebru hakkında değerli görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.Son sözünüz nedir?

AB-Ben de size ve Sevgili Okan Bey kardeşime teşekkür ediyorum, Okan beye sevgilerimi gönderiyorum.

 

 

 

 

Website Design by Limonss Biliþim TeknolojileriLIMONSS Mobil Uygulamalar, Hosting ,Domain , isim Tescili, Domain Registration, Web Design, Graphic Design,